Türk Türkçe Tarihi – Hangi Dil

yorumsuz
331 views
Türk Türkçe Tarihi – Hangi Dil

Türk Türkçe tarihi hakkında bilgi veriyoruz. Türkler ve türkçe hakkında kısaca paylaşacağımız kütüphane kaynakçalı kısa özet bildiler. Türkler hangi dilleri kullandılar biliyor musun? Öğren o zaman. Bilgiler kütüphane kaynakçalı kitaplardan alıntı yapılmış güncel ve yenidir. Dilerseniz ödev içinde kullanabilir , tek sayfa çıktı alabilirsin. Başlayalım.

 

Türkçe Tarihi – Türkçenin Kaybı

Karahanlılar İslam uygarlığına birçok yenilikler getirir. Döneminde Karahanlı Uygarlığı Türk dünyasının merkezi konumundadır. Ancak Karahanlı Uygarlığı, Buda ve Mani dinleri çevresinde gelişmiştir. Böylece Karahanlıların İslam uygarlığına katkıları, özellikle Budist kültürden kaynaklanır. Yusuf Has Hacib’in Kutadgu Bilig’de anlattığı “Hakan” kavramı Gök Tanrı ve Budist Ulug-Könüngü mezhebinin öğretilerine dayanır. Bu öğreti ve Türk geleneğine göre, “Hakan” halkını (kara bodun) koruyan, yediren, giydiren bir kişidir.

Ulusal töreyi savunmak için bilgisini ve zekasını gerektiğinde canını halkı için veren Bilge Han’dan esinlenir. İnsan üstü özelikleri vardır. En etkin biçimde halkı eğitmekle yükümlüdür. Bu anlayış, Türk Budiziminden kaynaklanır. Türk Budizminde Buda, elinde kamçı ve sopa tutan, sert bir hakan, bey ya da yetkilidir. Kutadgu Bilig’de Hakan “ajun tözi”dir. Bu iki sözcük, iki ayrı kültürden kalır. “Töz” eski Türkçe de, ruh kök demektir. Ata ve Tanrı ruhlarının keçeden görüntüleri için de kullanılır.  Ata tapıncı bu inanç vardır.

Türk ve Türkçe

“Ajun” sözü, Budist Türk belgelerinde, çeşitli yaşam biçimlerini karşılar. Sözcük, Karahanlı yazınında, dünya anlamında kullanılır. Böylece, Kutadgu Bilig’de hakan, dünyanın ruhu sayılır. Kutadgu Bilig’de, hakan tipi Küntogdı’nın kişiliğinde sunulur. Hakan Küntogdı, eski Türk geleneğinde “kut” sahibidir. Göksel bir ejder (evren) in harekete getirdiği felek çarkının kutlu bir anında, hakan kut sahibi olmuştur. Burada, eski gök dini ve “Kök-luu” adını taşıyan göksel ejder şiiri, göğün temsili olduğu dönemdeki inançların yeni bir yorumudur.

Hint İran dinlerinde zaman kavramı, Hint’te Kâla, İran’da Zurvân adlı kişilerde birleşir. Bunlar ejder olarak düşlenir. Kutadgu Bilig’de “evren”den başka bir zaman kavramı daha vardır. Bu eski Türklerdeki zaman Tanrısı Öd’ün bir türüdür. Ödleg gece ve gündüz ilerleyen bir at olarak düşünülür. Nitekim kimi belgelerde zaman Tanrısı Kâla, bir at ya da araba sürücüsüdür. Eski Türk Tanrısı, Yol-tengri de aynı biçimde düşünülür. Ejder ve at motifleri ile birlikte, göksel dönüşüm kavramı, Budizmin Kala cakra (zaman çarkı Tanrısı) na benzer biçimde düşlenir.

Orta Asya’da bulunan çok sayıdaki insan başlı arslan çizimleri yaygın bir söylenceye dayanır. İnsan başlı arslan motifi, Budist masallarda da yaygındır. Yine aynı düşleme, Manihesit metinlerde ve Dede Korkut öykülerinde geçer.

Bu sonuncu kaynaklarda, insan başlı arslana “Periken” ve “Peri” adı verilir.

Yusuf Has Hacib, Hakani (Karahanlı) Türklerinde, toplumsal sınıfları sıralarken “Ali soyu” diye bir katmandan söz eder. Hakani Türkleri, Sünni olmalarına karşın, Ali soyuna özel bir yakınlıkları bulunur.

Kutadgu Bilig’de evrenin düzeni ve yorumu Çin, Türk ve Budist düşünceye dayanır. Yer-Su, düz bir alandır. Bu sabit mekan çevresinde gök ejderi Evren güneş, ay ve yıldız burçlarını taşıyan çarkı çevirir. Sabit bir mekan çevresinde, zaman dönen bir çarktır. Bu düşlemeye uygun betimlemeler yapılır. Yapıt, bir bahar sabahı kahramanlar henüz gençlik çağında iken başlar.

Kahramanlar daha yazgılarını belirleyecek olayın eşiğindedirler. Ancak dönen çark, Budist düşleminde ki anlamsız ve anlamsız dönüşüm içinde değildir. Yusuf Has Hacib, evrenin uyumu, olgunluğu ve insanın yazgısının bir anlamı olduğunu bilir. Bu noktada ozan, İslam düşününün etkisindedir. Söz gelimi şöyle seslenir:

Nedir yaşam, nedir ölüm?
Nerden gelirim, nereye yolum?

Yaratılışın bir anlamı olduğunu bilir. Ozanın gönlünde, kesin arılık olana, O’nunla buluşma özlem ateşini yakar.
Birdir; O bir, katıksız, karışıksız pak,Yoku var kılar; O, kılar varı yok.

Ne var ki sonraları türkçe gücü azalır ve Arapçanın gücü artar. Fuzuli’nin divanı Arapça bir şiirle başlar.

Türkçe ve Arap Etkisi

Arapların asıl kazancı bu olmamıştır. Tüm İslam bilginlerinin yapıtlarını Arapça yazmaları onlarda büyük kayıplara neden olmuştur. Batılılar İslam uygarlığını salt Arap uygarlığı olarak görmelerine neden olmuştur. Gerçekte Batılı bilim adamları da yapıtlarını latince yazmıştır. Ancak hiçbiri kendi ulusunun malı olmaktan çıkmamıştır. Kimse onları Latin saymamıştır. Ancak Arapça yazan tüm İslam bilginleri Arap sayılmıştır.

Bu işte en büyük zararı gören Türkler olmuştur. İslam uygarlığının bilim ve düşün alanında büyük yaratıcıları olan Farabi, El-Bîrûnî, İbn-i Sina yapıtlarını Arapça yazdıkları için Arap sayılmışlardır. Ne var ki sonraları Arapçanın gücü artar. Fuzuli’nin divanı Arapça bir şiirle başlar.

Kaynak: Türk Dilleri Kitabı Yazar: Bozkurt, F., Yavuz, Y.

Sosyal Medyada Paylaş Facebook Twitter Google+

Etiketler: , , ,
Eklenme Tarihi: 27 Mart 2019

Facebook Yorumları

Konu hakkında yorumunuzu yazın