La Fontaine Masalları – Serçe ile Kedi

2 yorum
687 views
La Fontaine Masalları – Serçe ile Kedi

La Fontaine Masalları serisi Serçe ile Kedi masalı kısaca paylaşıyoruz. La Fonten en sevilen masallarından Serçe ile Kedi masalı kısa özet olarak tek sayfa çıktı alacak şekilde düzenledik. Bilgiler kütüphane kaynakçalı kitaplardan alıntı yapılmıştır. Başka yerde yok. Ödev için kullanabilirsiniz.

 

 

La Fontaine Masalları – Serçe ile Kedi Masalı

Bir ormanda kocaman bir ağaç varmış. Serçe bu ağacın dallarına yuva yapmış. Gel zaman git zaman yuvaya yumurtlamış. Bu yumurtadan da bir serçe yavrusu dünyaya gelmiş. Ağacın dibindeki kavukta da bir kedinin yuvası varmış. Bu kedinin de bir yavrusu varmış.

Günlerden bir gün anne serçe yiyecek aramaya gitmiş. Kedi de avlanmak için yuvasından uzaklaşmış. Yavru kedi yuvadan çıkıp oynamaya başlamış. Kendi başına oynamaktan çok sıkılıyormuş. O sırada aşağıda yavru kedinin sesini duyan yavru serçe, “Bu sesler de ne? Aşağıda birisi mi var?” diyerek yuvanın kenarına gelmiş. Eğilip aşağıya bakmak istemiş. Fakat aşağıya bakarken yuvadan düşmüş.

Daha uçmayı bilmiyormuş. Fakat yine de kanatlarını çırpmaya başlamış. Böylece bir paraşüt gibi aşağıya inmiş. Aşağıda kedi yavrusu ile serçe yavrusu arkadaş olmuşlar. Uzun süre birlikte oynamışlar. Eğlenip gülmüşler. Anne serçe yuvasına dönüp, yavrusunu yuvada göremeyince deliye dönmüş. Bir de yavrusunu ağacın dibinde kedi yavrusuyla birlikte görünce aklı uçmuş gitmiş.

Hiçbir şey düşünmeden aşağıya bir dalış yapmış. Serçeyi kaptığı gibi yuvasına çıkarmış. Ondan sonra da başlamış nasihat faslı:

-Yavrucuğum sen aklını mı kaçırdın? Hiç kedi ile oyun oynanır mı?

Yavru serçe:

– Anne biz kedi yavrusuyla arkadaş olduk; diyecek olmuş. Fakat annesi lafı ağzına tıkmış.

– Kediler biz serçelerin en büyük düşmanıdır. Onlardan olabildiğince uzak durmamız gerekir. Yaksa kedinin akşam yemeği, ya da sabah kahvaltısı alabiliriz.

Bu arada baba kedi de minik kediye nasihatler veriyormuş:

-Yavrucuğum a nefis yiyecek …. Şey … O minik serçe diyecektim. Nereden senin arkadaşın oluyor?

Minik kedi de nasıl arkadaş olduklarını anlatmaya çalışmış. Fakat babası ana söz hakkı vermemiş. Konuşmasını sürdürmüş.

-Biz kediler et ve sütle besleniriz. Serçe kuşları da bizim en lezzetli yiyeceklerimiz arasındadır. Bilmem ki sen kimlere çektin. Bizim sülalede senin gibi serçelerle arkadaş olan birini daha tanımıyorum, demiş.

Bu sözlerden sonra büyü bozulmuş. Serçe kuşu yavrusu ile kedi yavrusunun arkadaşlığı sona ermiş. Minik kedi serçe kuşu yavrusunu nerede görse koşturmaya, yakalamaya çalışmış. Serçe kuşu yavrusu da minik kediyi nerede görse köşe bucak kaçıp saklanmış.

La fontaine Masalları – Serçe ile Kedi masalı burada bitmiştir.

Bir sonraki masala gitmek için buraya tıklayın.  La Fontaine Masalları – Eşek şakası

 

Sosyal Medyada Paylaş Facebook Twitter Google+

Etiketler: , ,
Eklenme Tarihi: 29 Ocak 2019

Facebook Yorumları

Konu hakkında yorumunuzu yazın

La Fontaine Masalları – Serçe ile Kedi (2 Yorum)

  1. ZAVALLI ÇOBAN
    Bundan yıllarca önce, köyün birinde yetim bir çoban yaşarmış. Anası, babası, kimi kimsesi yokmuş. Sabahları gün ağarırken kalkar, ekmeğini, soğanını, peynirini, kavalını torbasına koyar, koyunlarını evinin yanındaki ağıldan çıkarır, eline sopasını alır, köpeği Karabaş’ la birlikte erkenden yola çıkarmış. Çimenin, çayırın bol olduğu yerlerde koyunları otlatır, öğle üzeri dere kenarında oturup yemeğini yedikten sonra kendi yaptığı kavalı çalar, türkü çağırırmış. Akşamüstü gün kararırken koyunları toplar, evine geri dönermiş. Bu böyle haftalarca, aylarca sürmüş.

    Bir gün sabah erkenden koyunlar önde, kendisi arkada giderken yol kenarında sırma saplı, altın yaldızlı bir kaval bulmuş. Kavalı yerden almış, öttürmüş, sesi pek hoşuna gitmiş.
    “ Bizim köyden kimsenin böyle kavalı yoktu. Herhalde yabancı birisi düşürmüş olacak, diye düşünmüş. Kavalı ben buldum, benim oldu “ demiş. Eski kavalı atmış, yeni kavalı çalmaya başlamış. Daha sonraki günlerde işleri ters gitmeye başlamış. Koyunlarını hastalık kırıp geçirmiş. Elli koyundan iki ay içinde beş koyun kalmış. Zavallı çoban çok sıkıntılı günler geçirmeye başlamış. Koyun sütü içemez, peynir yapıp yiyemez, soğan bile alamaz duruma gelmiş. Ekmeğe su katık eder olmuş. Bizim koyunlar da hastalanmasın diye komşuları gelip gitmez olmuşlar.

    Bir gün öğle vakti yemeğini yedikten sonra sırma saplı, altın yaldızlı kavalı çalarken uykuya dalmış. Saatler sonra köpeği Karabaşın havlamasına uyanmış. Bakmış kalan beş koyunu kurtlar götürüyor. Sopasını kaptığı gibi kurtların peşine düşmüş, yetişememiş. Yorgun argın, üzgün, perişan bir şekilde uyuyup kaldığı yere dönmüş. Başlamış dövünmeye, söylenmeye:
    “ Vah benim kara talihim, kötü kaderim, alınyazım. Ne güzel bir sürü koyunum vardı. Ne güzel geçinip gidiyordum. Hastalık aldı götür hepsini. Bari şu beş koyunu kurtlar kapmasaydı. Kuru ekmeğe de razıydım…Vay benim yoksulluğum, vay benim alınyazım..” diye dövünüp ağlarken aniden yan tarafında;
    “ Zavallı Çoban neden kadere bu kadar isyan edersin? Kader hep kederle gelir, bilmez misin? Yoksulluk alınyazısı değildir “ diyen tatlı bir genç kızı duymuş. Çok şaşırıp ayağa kalkmış, etrafına bakınmış, kimseler yokmuş. “ Öyleyse bu ses nereden geldi? “ diye düşünmüş. Yine aynı genç kız sesi: “ Zavallı Çoban, ben kavalın içindeyim ” demiş. Bunun üzerine çoban: “ Kavalın içinde misin?.. Kaval konuşur mu?..Hem oraya nasıl girdin? ” diye sormuş.

    Genç kız sesi:
    “ Ben bu ülke padişahının kızı Prenses Nazlı’yım. Saray büyücüsü herkese kötülük yapmaya başladığı için babam büyücüyü saraydan kovdu. Saray dışında gezintiye çıktığım bir gün büyücü intikam almak için muhafızlarımı öldürüp beni kaçırdı. Kara ormandaki kulübesinde bana sihirli şerbetler içirtip büyü yaptıktan sonra beni bu kavalın içine hapsetti. Sonra da “Bu kavalı bulup çalanın işleri rast gitmesin, her şeyini kaybetsin ” diye beddualar etti. Büyücünün büyüyü her gün dua ederek aynı seviyede tutması gerekiyordu. Herhalde benim konuşabilmem büyücünün son günlerde dua etmeyi unutmasından meydana geldi. Bu büyücünün büyük işler peşinde olduğunu, babamı tahtından indirip yerine geçtikten sonra komşu ülkelere saldırıp, savaş çıkarmayı planladığını gösteriyor. Şimdi beni saraya götür..”

    Zavallı Çoban kaval elinde, yanında köpeği Karabaş’ la beraber günlerce yol yürüdükten sonra başkente varmış. Tahta bir sandığın içine kavalı koymuş. Saraya gitmiş. Prenses Nazlı’ dan haber getirdiğini söyleyince padişahın huzuruna çıkarmışlar. Zavallı Çoban tahta sandığı masanın üstüne koymuş. Sandıktaki kaval konuşmaya başlamış:
    “ Baba, ben Prenses Nazlı’ yım. Saraydan kovduğun büyücü beni kaçırdı, büyü yaptı ve beni bu sandığın içindeki kavala hapsetti. Kara ormandaki kulübesinde yaşıyor. Büyük kötülükler planlıyor. Ancak büyücünün ölmesi beni eski halime döndürebilir. Bu sandığı odama çıkarın. Zavallı çoban büyü yüzünden çok sıkıntı çekti, her şeyini kaybetti. Kendisini yedirin, içirin, giydirin; iki kese de altın verin, rahat etmesini sağlayın..”

    Padişahın ilk şaşkınlığı geçtikten sonra komutanına gerekli emirleri vermiş. Komutan askerlerle birlikte gidip büyücüyü kara ormanda yakalayıp öldürmüş. Büyücünün ölmesi ile büyünün tılsımı bozulmuş. Büyü yeni dualarla beslenemediği için Prenses Nazlı birkaç gün sonra altın yaldızlı kavalın içindeki hapis hayatından kurtulmuş. Eski haline dönmüş, genç ve dünya güzeli bir kız olmuş. Zavallı Çoban sarayda okuma-yazma öğrenmiş, bilgi ve becerisini geliştirmiş. Devlet yönetimi hakkında kitaplar okumuş, dersler almış. Sonraki yıllarda yaşlı padişah vefat edince Prenses Nazlı “ Kraliçe “ olmuş, Zavallı Çoban’ a “ Vezir “ lik rütbesi vermiş. Vezirçoban, ülkenin ilerlemesine, yoksulluğun azalmasına, insanların hakça ve mutlu olarak yaşamalarına çalışmış.

    SON

    Yazan: Serdar Yıldırım