Hayvanlarla ilgili masallar

2 yorum
580 views
Hayvanlarla ilgili masallar

Bu bölümde ilkokul ve ortaokul seviyesinde verilen hayvanlarla ilgili bir masal anlatınız adlı ödev sizin için yapılmıştır. Kısa ve anlamlılar seçilmiştir. Ezberleyerek sınıfta arkadaşlarınıza anlatabilirsiniz. Gülümseyin çocuklar, çünkü size çok yakışıyor.

Akıllı Kaplumbağa

Günün birinde bir antilobun ayağı bir kaplumbağaya takıldı ve onu devirdi. “Nereye bastığına dikkat etsene hemşerim” diye azarladı onu kaplumbağa. “O kadar hızlı koşuyorum ki önümdeki her şeyi göremem” diye karşılık verdi hızlı antilop. “Hiç o kadar övünme kendinle” diye öfkeyle söylendi kaplumbağa “eğer istersem senden çok daha hızlı koşarım ben”. “Buna inanmam” dedi antilop. “Peki üç gün sonra bu çayırda yarışalım. Kimin kazandığını o zaman görürüz”.

Antilop kabul etti. Kaplumbağa hemen bütün akrabalarını ve tanıdıklarını aradı ve onlardan üç gün sonra çayırdaki koşu yolu üzerinde belli aralıklarla durmalarını rica etti. “Antilop yanınızdan geçerken ona, ‘hızlı, daha hızlı koş, seni çoktan geçtim’, diye seslenin” diye tembih etti herkese. Diğer kaplumbağalar da söylediklerini aynen yapacaklarına dair söz verdi. Üç gün sonra antilop ve kaplumbağa çayırda buluştu. Yarış başladı. Ama sadece antilop koşuyordu. Kaplumbağa çimenlere uzandı. Antilop tüm hızıyla koşarken yoluna hep kaplumbağa çıkıp bağırıyordu: “Hızlı, daha hızlı koş, seni çoktan geçtim”. Daha yarışın sonuna gelmeden antilop koşmaktan vazgeçti ve oradan kaçtı. (Afrika Masalları, M.Kosova, Okyanus yayınları)

 

Kurt ile Turna

Bir kurt, avını büyük bir iştahla midesine indirirken boğazına bir kemik takılmış. Acı içinde uluyarak, ormanda koşmaya başlamış. Rastladığı her hayvana, kemiği çıkarması için yalvarmış; kemiği çıkarana büyük bir ödül vereceğini söylemiş.

Yana yakıla yalvaran kurda acıyan bir turna, ödülü almayı umarak, ince uzun boynunu kurdun boğazına sokmuş ve gagasıyla kemiği çıkarmış. Sonra da çekine çekine ödülünü istemiş. Kurt sırıtarak dişlerini göstermiş ve öfkeli bir sesle, “Nankör yaratık! Ödül istemeye nasıl cesâret edebiliyorsun?” demiş, “Hayatından başka ne ödül bekliyorsun ki? Hangi hayvan kafasını benim gibi bir kurdun ağzına sokup da oradan sağlam çıkarabilir?”

Kötü kişilere iyilik ederseniz, ödül beklemeyin; onlardan bir zarar görmediğinize şükredin.

 

KENDİNİ BEĞENMİŞ GÜL İLE TIRTIL

Çok çok eskiden siz deyin şu ülkede, ben diyeyim bu ülkede, güzel mi güzel bir bahçe varmış. Öylesine güzel bir bahçeymiş ki bu, bir gören bir daha, bir daha görmek istermiş. Bahçedeki çiçekler de bilirlermiş bunu. Hele hele gül güzelliğiyle, kokusuyla öyle gururlanır, öyle herkese tepeden bakarmış ki sormayın. Bahçe çitinin yanındaki papatyaya hiç rahat huzur vermez, “Şu adi kır çiçeğinin bizim bahçenin yanında olması ne utanç verici bir şey” der dururmuş. Zavallı papatyacık utana sıkıla çitin arkasına gizlenmeye çalışırmış o zaman.

Günlerden bir gün, bütün bahçedeki çiçekler gülün çığlığıyla uyanmışlar. Gül, “Aman tanrım. Nedir bu başıma gelenler. Pis bir tırtıl yapraklarımda dolaşıyor. Pis tırtıl hemen çek git üzerimden ” diye öyle bir bağırıyormuş, öyle yapraklarını sallıyormuş ki, tartılcık bile şaşmış kalmış. “Durun canım bağırmayın öyle. Yapraklarınızın güzelliğine dayanamayıp geldim size. Zaten bir süre sonra kendime bir ev yapıp içine gireceğim” diyebilmiş. Ama gül tırtılın güzel sözlerini, dileklerini duymuyormuş bile. Zavallı tırtılcık ne yapsın? Çaresiz gülün yapraklarından inmiş. Üzgün üzgün yürürken çitin yanından incecik bir ses duymuş: “Şey tırtıl kardeş. . . Tırtıl kardeş. . . İstersen benim yanıma gel. Belki gül kadar güzel değilim ama, pekala sana arkadaş olabilirim”. Tırtıla böyle seslenen papatyaymış. Tırtıl papatyanın çağrısını severek kabul etmiş. Onun yapraklarının üstüne yerleşmiş. Gül, tırtılı papatyanın üstünde görünce, yüzünü buruşturmuş, “İşte tam yerini buldun tırtıl. Sene olsa olsa o adi kır çiçeğiyle dost olabilirsin. Benim gibi bir gülle değil” demiş. Tırtıl önce, güle bir iki çift söz söylemeyi düşünmüş. Ama papatya ona engel olmuş. O günden sonra papatya ve tırtıl birbirlerinden ayrılmaz olmuşlar. Hatta tırtıl kendine koza örüp içine girdiği zaman bile papatya ona, o gün olanları anlatmaya devam etmiş. Derken sabahlardan bir sabah kozanın içinden renk renk kanatlı güzel mi güzel bir kelebek çıkıvermiş. Papatyacık şaşmış kalmış bu işe. Kelebeğin güzelliği karşısında, hayranlıktan ne yapacağını şaşırmış. “Sizi saygıyla selamlarım kelebek hanım. Kozanın içinden çıktığınıza göre,benim sevgili dostum tırtılı da görmüşsünüzdür herhalde. Acaba nasıl, bana biraz anlatabilir misiniz?” demiş. O zaman kelebek neşeyle gülümsemiş. “Sevgili papatyacığım beni tanımadın mı? Ben tırtılım. Kozanın içinde şekil değiştirip kelebek oldum” deyince papatya sevincinden neredeyse kelebeği öpecekmiş.

İşte tam o sırada kendini beğenmiş gülün sesi duyulmuş. Gül sesini elinden geldiğince tatlılaştırarak, yapraklarını düzelterek kelebeği yanına çağırıyormuş. Kelebek gülün çağrısına gitmiş mi dersiniz çocuklar? Gitmemiş tabii. “Bir zamanlar, ben tırtıl iken yapraklarına konduğumda kovmuştun beni gül hanım. Şekle, görünüşe göre dost seçenlerden hiç hoşlanmam ben” demiş. Gül bu sözleri duyunca öfkesinden kıpkırmızı kesilmiş. Hele hele papatyayla kelebeğin neşeli seslerini duydukça kıskançlığından her yanından dikenler çıkmış.

Ya işte böyle çocuklar. O gün bu gündür. Güllerin dallarında diken, yapraklarında kırmızı renk varmış. Masalım böyle diyor, doğruyu araştırıp bulmak da size düşüyor.

Sosyal Medyada Paylaş Facebook Twitter Google+

Etiketler: , , , , , , ,
Eklenme Tarihi: 30 Eylül 2018

Facebook Yorumları

Konu hakkında yorumunuzu yazın

Hayvanlarla ilgili masallar (2 Yorum)

  1. SEPETÇİ İLE ZENGİN ADAM
    Vaktiyle bir ülkenin bir şehrinde bir sepetçi adam yaşıyormuş. Bu sepetçi sabahtan akşama kadar dükkânında sepet yapmakla uğraşırmış. İşine saygı duyar, en ucuza satacağı sepetleri bile büyük bir özenle hazırlarmış. Bundan dolayı yaptığı sepetler çok sağlam ve dayanıklı olurmuş. Başka şehirlerden, kasabalardan, köylerden onun yaptığı sepetleri almak için dükkânına gelenler bile varmış. Bu sepetçi yalnız salı günleri dükkânında bulunmazmış, çünkü salı günleri o şehirde pazar yeri kurulurmuş ve sepetçi pazarda sergi kurar, sepet satarmış.

    Bir gün sepetçi dükkânına çok zengin bir adam gelmiş. Zengin adam sepetçiden işlemeli, süslemeli, rengârenk boyalı, dünyada bir eşi ve benzeri yapılamayacak güzellikte üç tane sepeti üç ay içinde yapmasını istemiş. Sepetçi ise, istenen özelikleri taşıyan üç sepeti üç ay içinde tamamlayabileceğini, fakat bunun için üç yüz altın istediğini söylemiş. Zengin adam istediği parayı fazla bulduğunu söyleyince sepetçi:

    “ Aslında üç yüz altını emeğimin karşılığı olarak istiyorum. Daha sırada birçok sipariş var, bunları ertelemem lazım. Ayrıca yeni siparişler gelebilir. Bu üç ay içinde pazara çıkmamam gerekir. Siz de takdir edersiniz, pazara çıkmamak kazancımın önemli bir kısmını kaybetmeme neden olacaktır “ deyince zengin adam sepetçiye hak vermiş ve ücretin yarısını peşin ödemiş. Sepetleri alırken kalan yüz elli altını ödeyeceğini söyleyip gitmiş. Sepetçi gündüzlerine gecelerini de katarak uğraşmış, göz nuru dökmüş. Sağlam ve incecik sazları birbirinin üstüne örmüş. Bunların üzerlerini resimlerle, boyalarla süslemiş. Bu arada neden pazara çıkmadığını soranlara durumu anlatmış. Sipariş için gelenlere de sürenin sonunda tekrar uğramalarını söylemiş.

    Sonunda, üç aylık süre dolmuş. Sepetçi, zengin adamın geleceği günden bir önceki gün sepetlerin yapımını tamamlamış. İkindi vaktine doğru kahveye çay içmeye gitmiş. Kahvede zengin adamın sabaha karşı öldüğünü öğrenmiş. İyiliksever, dürüst bir tüccar olarak tanınıyormuş. Sepetçi onun nerede oturduğunu öğrendikten sonra üzgün bir şekilde dükkânına geri dönmüş. Yarın olmuş, öbür gün olmuş, aradan bir hafta geçmiş. Sepetleri arayan soran olmamış. Bu arada sepetçi eskisi gibi sepet yapmaya, pazara çıkmaya başlamış, ama dükkânının bir köşesinde duran üç sepeti gördükçe sepetçiyi bir düşüncedir alıp gidiyormuş.

    “ Sepetleri adamın evine götürsem karısı, oğlu, kızı vardır, yüz elli altın ödeyip alıverirler belki. Sepetleri biraz ucuza başkalarına satmaya kalksam, gelirlerse bu dükkana, sepetçi, bizim üç sepet hani? Bak bu torbada yüz elli altın var. Ver sepetleri al paranı derlerse, ben ne yaparım? “ Bakmış bu böyle olmayacak bir sabah sepetleri bir çuvala koymuş, zengin adamın konağına gitmiş. Sepetçiyi konakta zengin adamın üç oğlu karşılamış ve olanları öğrenince çok şaşırmışlar. Gençler, babalarının işlerine yardımcı olduklarını ve onun kendilerinden gizli saklısının bulunamayacağını, sepetlerin gerçekten güzel olduğunu, fakat yüz elli altın verip bunları almalarının mümkün olmadığını, babalarının sepetleri üç yüz altına alıp da ne yapacağını bilmediklerini söylemişler. Bunun üzerine sepetçi sepetlerini alarak dükkânına dönmüş.

    Aradan günler, haftalar, aylar geçmiş. Bu zaman zarfında üç sepetin hikâyesini duyan pek çok kişi sepetçinin dükkânına gelip sepetleri görmüş ve çok beğenmiş. Sepetçi üç sepet için yüz elli altın istediğinden kimse sepetleri almaya yanaşmamış. Bir gün o ülkenin padişahı ününü duyduğu üç sepeti görmeye gelmiş. Sepetlerin güzelliğine hayran kalan padişah yüz elli altın ödeyip sepetleri almış. Zamanla üç sepetin ünü dünyanın birçok ülkesine yayılmış. İmparatorlar, krallar, prensler.. Padişahtan üç sepeti alabilmek için yarış içine girmişler. Sepetçi bir kralın padişaha üç sepet için on bin altın teklif ettiğini duyunca hayretler içinde kalmış. Sepetçi yapmış olduğu sepetlerin bu derece ünleneceğini ve bu kadar pahaya çıkacağını beklemiyormuş. Bu durumun nedeninin sepetlerin çok güzel olmasının yanı sıra onların meydana geliş hikâyesindeki değişik şartların ve zengin adamın üç sepeti neden yaptırmak istediği sorusunun bir türlü cevaplandırılamamasının etkili olduğunu biliyormuş.

    Günlerden bir gün zengin adam sepetçinin rüyasına girmiş ve üç sepeti, üç oğluna hediye olarak yaptırdığını söylemiş. “Oğullarım evlenirken, sepetleri altınla doldurup düğün hediyesi olarak verecektim.” demiş.

    Sepetçinin, canım efendim, tanesi yüz altına özel sepet yaptıracağınıza, benim dükkandaki beş altınlık güzel sepetlerden neden almadınız, sorusuna zengin adam şu cevabı vermiş:

    ” Zenginliğim fark edilsin, herkes tarafından bilinsin istedim. Ben altınları normal bir sepete koysaydım zenginliğimin ne kıymeti kalırdı? Altınların konacağı sepetler de altın gibi kıymetli olmalıydı.”

    SON

    Yazan: Serdar Yıldırım