Farklı Nasrettin hoca fıkraları

yorumsuz
631 views
Farklı Nasrettin hoca fıkraları

Merhaba bu yazımızda yeni farklı birçok sayfada bulamayacağınız Nasrettin hoca fıkraları yer almaktadır. Asıl isminin Nasreddin olduğu söylenmektedir. Hangisi doğrudur onu bilmem ama toplanın fıkralarla çok eğleneceğiz.

Farklı Nasrettin hoca fıkraları

Eşeğe Yazık

Nasreddin Hoca hayvanlarına ağır yükler yükleyip onlara eziyet eden köylülerine iyi bir ders vermek istemiş. Bir gün eşeğine binerek köy meydanında dolaşmaya başlamış. İşin garibi dolu bir çuvalı da sırtına vurmuş, öyle geziyor. Şaşırıp sormuşlar :
– Yahu Hoca Efendi, hem eşeğin üzerindesin, hem çuvalı sırtında taşıyorsun. Nasıl bir iş bu ?
Hoca cevabı yetiştirmiş hemen :
– Zavallı hayvan, demiş. Zaten gece gündüz demeden hizmet ediyor bana. Sırtına bindiriyor, yüklerimi taşıyor, değirmeni çeviriyor. Bu kadar hizmetlerinden sonra dolu çuvalı da ona yüklemek istemedim. Bu yüzden ben vurdum sırtıma.

 

Timurun Filleri

Timur, anadolu’ya gelince akşehir’e uğrar.
beraberinde filini de getirir.
sultan’ın fili, serbest bırakıldığı için bağa bahçeye zarar verir.
komşuları toplanır
-hocam düş önümüze de şu fil’i şikayet edelim. bağımızı, bahçemizi perişan etti, derler.
hoca düşer ahalinin önüne varır timur’un kapısına.
beraberce timur’un konağına varan ahali,
hocakapıdan içeri girince, korkudan teker teker kaçar.
ve hoca timur’un huzurunda yapayalnız kalır.
timur, hoca’ya isteğini sorunca.
hoca sağına soluna arkasına bakar ve der ki:
-sultanım, sizin fil’in canı sıkılıyor galiba,
uygun görürseniz yanına bir fil daha istiyorum.

 

 

Islanan Adam

Nasreddin hoca, yağmurlu bir havada evinin penceresi önünde oturmuş sokağı seyrederken komşularından birinin, ıslanmamak için hızlı hızlı yürüdüğünü görünce ona:
– “neden böyle koşuyorsun?” diye sormuş. adam:
– “yağmurda ıslanmamak için koşuyorum hocam” diye cevap vermiş. bunun üzerine hoca:
– “yazık! hiç allah’ın rahmetinden kaçılır mı?” diye sitem etmiş. adam bu sözler üzerine yavaşlamış ve sırılsıklam ıslanmış.
tesadüf bu ya, gene yağmurlu bir havada nasreddin hoca hızlı hızlı sokaktan geçerken adam evinin penceresinde imiş. hoca’ya:
– “hani bana verdiğin öğüt nerede kaldı. niye allah’ın rahmetinden kaçıyorsun?” diye sorunca hoca:
– “ben allah’ın rahmetinden kaçmıyorum. onu çiğnememek için koşuyorum” diye cevap vermiş.
* * *
zahiri izahı:
yağmurda ıslanmamak için kendini bir an önce eve atmak rahmetten kaçmak değildir. hoca’nın komşusu rahmet kelimesini, sadece duyduğu kadarıyla anladığından dar anlamda kullanmış. zira nimetler ancak gereği kadar kullanılıp tüketilirse yararlı olur. şiddetli yağan yağmurun altında kalmak, sırılsıklam olup hastalığa davetiye çıkarmak demektir.
nasreddin hoca’nın fıkrada iletmek istediği mesaj: böyle zamanları gerekli tedbirleri alarak, zarar görmeden atlatmamız yönündedir.
“o, rahmetini dilediğine has kılar. allah, büyük lütuf sahibidir” (âli imrân, 3/74)
“derken kullarımızdan bir kul buldular ki, biz ona katımızdan bir rahmet vermiş, kendisine tarafımızdan bir ilim öğretmiştik” (kehf, 18/65)
“onları da rahmetimizin içine soktuk. şüphesiz onlar salih kimselerdendi” (enbiya, 21/86)
yağan yağmur allah’ın rahmetidir
gerçekten toprağın bereketidir
ıslanmak ahmaklık alâmetidir
gerçek mesaj tedbir işaretidir
Anlamı:
“rahmet”: rahman sıfatı ile rabbil âlemin’in bizlere verdiği nimetlerin tümünü ifade eder. rahmet’in anlamı: allah’ın, yarattıklarına merhamet etmesi ve lütufta bulunmasıdır. o rahmet öyle geniştir ki! bu genişliği resulullah efendimiz, müslim’den bir hadisiyle şöyle ifade etmektedir:
“allahü teâlâ rahmeti yüz parçaya ayırmış, doksan dokuzunu kendisinde bırakmış, yeryüzüne bir parça indirmiştir. işte bütün mahlûklar bu parça sebebiyle birbirlerine acırlar…”
yağan yağmurun aslı sudur. su tasavvufta ilimdir. hoca’nın allah’ın rahmetinden kaçılır mı ifadesi; ilim öğrenmekten kaçılır mı anlamına gelir. ben allah’ın rahmetini çiğnememek için kaçıyorum demesi de: ilim öğrenmek istemeyenlerden kaçıyorum manasına gelir!.
ilim öğrenme isteği ve kendini hakikat ilminin içinde bulma hali kişinin elinde değildir. bu mutlaka allah’ın muradıyla olur.

 

 

Kavuk

Bir gun bir adam, elinde bir mektup,
der ki, hocayi tutup:
– “hocam, zahmet ya sana,
su mektubu bana bir okusana.”
acar bakar ki hoca,
mektup bastan sona kadar arapca.
soyle bir iki evirir cevirir;
sokturemez; caresiz, geri verir.
der ki: – “baskasina okut bunu sen.”
adam sasirir: “- neden?”
– “turkce degil bu mektup; okuyamam.”
yine anlamaz adam
hocanin okumasi yok zanneder.
– “ayip, hoca! ayip, der.
benden utanmiyorsun, sundan utan!
su basindaki koca kavugundan.”
hoca kavugu cikartip uzatir.
sonra “madem ki, der, is kavuktadir;
haydi, benim dudugum, giy de sunu
kendin oku bakalim mektubunu.”

Alıntı: Orhan Veli Kanık

 

 

Sosyal Medyada Paylaş Facebook Twitter Google+

Etiketler: , , , , , , , , ,
Eklenme Tarihi: 5 Ekim 2018

Facebook Yorumları

Konu hakkında yorumunuzu yazın